Main menu:

yeditepe şiir&ezgi (güfte) 1.Mehmet Akif ERSOY

iSTiKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?
 

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy *

1998, 1999,  2000 Yeditepe gezilerinin 6. basamağı Edirnekapı Şehitliği girişinden Akif kabrine yürüyüş esnasında Banu Çelebi ve Filiz Yıldırım yönetimlerindeki koro okuyuşları anısına…

 

ASIM`DAN

……..Bekçi hırsız yakalar bağda, koşar der ki Bey’e,

-Bağladım haydudu, zar zor, ayağından direğe.

-Ayağından mı dedin? Kolları meydanda demek!

Ulan, aptal mı nesin? Şimdi çözer..-Kim çözecek?

-Hele bak! Kendi çözer elleri boştaysa…-Paşam,

Hiç telâş etme!-Neden?-Çünkü bizim köylü adam…

-Ne çıkar? Gitti gider…-Gitmesinin var mı yolu?

Tut ki, ben bilmemişim bağlanacakmış da kolu;

Ayağından ipi gevşetmeyi akl etmez o da.”

Biz de bir köylüleriz, yanlamışız bir yurda.

Öyle hiç kendini aldatmaya kalkışmamalı,

Hangimiz, başka metâız? Hepimiz Tırhallı!

Medresen var mı senin? Bence o çoktan yürüdü.

Hadi göster bakayım şimdi de İbnü’r-Rüşd’ü?
İbn-i Sînâ niye yok? Nerde Gazâlî görelim?

Hani Seyyid gibi, Râzî gibi üç beş âlim?

En büyük fâzılınız; bunların âsârından,

Belki on şerhe bakıp, bir kuru manâ çıkaran.

Yedi yüz yıllık eserlerle bu dînin hâlâ,

İhtiyâcâtını kabil mi telâfî? Asla.

Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,

Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı.

Kuru dâvâ ile olmaz bu, fakat ilm ister;

Ben o kudrette adam görmüyorum, sen göster?!

………. 

ORDUNUN DUASI

Yılmam ölümden, yaradan, askerim;

Orduma “gazi” dedi Peygamber’im

Bir dileğim var, ölürüm isterim:

Yurduma tek düşman ayak basmasın!

Âmin! Desin hep birden yiğitler,

“Allahu Ekber!” gökten şehitler.

Âmin! Âmin! Allahu Ekber!

Türk eriyiz, silsilemiz kahraman…

Müslümanız, Hakk’a tapan Müslüman.

Putları Allah tanıyanlar, aman,

Mescidimin boynuna çan asmasın.

Millet için etti mi ordum sefer,

Kükremiş arslan kesilir her nefer

Döktüğü kandan göğe vursun zafer,

Toprağa bir damlası boş akmasın.

Ey Ulu Peygamberimiz, nerdesin?

Dinle minaremde öten gür sesin!

Gel bana yar ol ki cihan titresin!

Kimse dönüp süngüme yan bakmasın… 

ÇANAKKALE  SEHİTLERİ’NE*

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde –gösterdiği vahşetle “bu, bir Avrupalı!”

Dedirir –yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahpesi, yahud kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakîkat mahşer.

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;

Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk;

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam,  kimi bilmem ne belâ…

Hani, tâûna da züldür bu rezîl istîlâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-ı asîl,

Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle sefîl,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…

Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin:

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam;

Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müthiş tipidir :  savrulur enkaaz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;

Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak, sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfânlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler…

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îman?

Hangi kuvvet onu hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te’sîs-i ilâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevkî-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-ı beşer;

Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;

O benim sun’-ı bedîim, onu çiğnetme!” dedi.

Âsım’ın nesli diyordum ya… nesilmiş gerçek;

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…

O, rükû, olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor

Bir hilâl uğruna Yâ Rab, ne güneşle batıyor

Ey bu topraklar için toprağa düşş asker

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi

Bedr’in  arslanları ancak, bu kadar şanlı idi

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın

“Gömelim gel seni târîhe” desem sığmazsın..

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitab,

Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

“Bu, taşındır” diyerek Kâbe’yi diksem başına

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ nâmıyle,

Kanayan lahdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana…

Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;

Şarkın en sevgili sultânı Salahaddîn’i,

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân…

Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsrân,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, âsâra gömülsen taşacaksın…. Heyhât!

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber…

————

*(İtaliklenen mısraların Sadeddin Kaynak’a ait bestesini ilk olarak paylaşğımız Mustafa Bahçekapılı’nın sınıfı 6-D 2001 ve bütün gezi ekipleriyle Edirnekapı Şehitliği ziyaretlerinde gerçekleşen koro terennümler hatırasına…

 HATIRALAR’DAN (M.AKİF ERSOY)

O nuru gönder, İlâhî, asırlar oldu yeter!

Bunaldı milletin âfâkı, bir sabah ister…

İnâyetinle halâs et ki, dalga dalga zalâm

İçinde kaynamasın çırpınıp duran İslâm!..

Bu secdegâha kapanmış yanan yürekler için;

Bütün solukları feryâd olan şu mahşer için;

Harîm-i Kâ’ben için; sermedî Kitâb’ın için;

Avâlimindeki âyât-ı bîhesâbın için;

Nasîb-i dâimi hüsrân kesilmiş ümmet için;

Şu hâk-i pâke bürünmüş semâ-yı rahmet için:

Biraz ufukları gülsün cihân-ı İslâm’ın!

Hudûdu yok mu bitmez, tükenmez âlâmın?

O çünkü âleme hâkim yegâne kudret iken,

Bir inkılâb ile mahrûm olunca azminden

Esâretin ne kadar şekli varsa katlandı…

Vatanlarında garîb oldu kendi evlâdı!

O azmi sen vereceksin ki eylesin cereyân

Soluk benizlere kan, inleyen göğüslere can…

O rûhu ver ki, İlâhî, kıyâm edip dînin,

Zemîne feyzini yaysın hayât-ı mâzînin…

Henüz dua ediyordum ki, “Yâ Rasûlallah!”

Nidâsı kükreyerek bir kanaldı tayf-ı siyâh,

Basıp eşikleri tutmuş yığınla gölgelere,

Süzüldü uçtaki “Bâbü’s- Selâm” önünde yere.

Mehîb sayfası hâlâ fezâda çınlardı,

Ki yükselip yeniden, yardı geçti eb’âdı.

Düşünce Ravza-i Peygamber’in ayaklarına;

Sarıldı göğsüne çarpan demir kuşaklarına.

Dikildi cephe-i dîdâr önünde, müstağrak.

Diyordu inleyerek: —Yâ Nebî, şu hâlime bak!

Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca Sahrâ’nın;

Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicrânın!

Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;

Gerildi karşıma yıllarca âilem, yurdum,

“Tahammül et!” dediler… Hangi bir zamana kadar?

Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.

Gözümde tüttü bu, andıkça yandığım, toprak;

Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak…

Yıkıldı hepsi… Ben aştım diyâr-ı Sûdân’ı

Üç ay “Tihâme!” deyip çiğnedim beyâbânı.

Kemiklerim bile yanmıştı belki Sahrâ’da;

Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdâda:

Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;

Akar sular gibi çağlardı hertarafta sesin!

İrâdem olduğu gündür senin irâdene râm,

Bir an için bana yollarda durmak, oldu haram.

Bütün heyâkil-i hilkatle hasbihâl ettim;

Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!

Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü…

Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?

Azâb-ı hercine katlandım elli üç senedir…

Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?

Beş altı sîneyi hicran içinde inleterek

Çıkan yüreklere hüsrân mı, merhamet mi gerek?

Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden!

Bu hasta rûhumu artık ayırma hâkinden!

Nedir o meş’ale? Nûrun mu? Yâ Rasûlallâh!………

..Sükûn içinde bir an geçti, sonra bir kısa “âh!…”

Ne gördüm, oh! Serilmiş zemîne Sûdan’lı…

Başında, ağlayarak bir zavallı Seylan’lı,

Öpüp öpüp kapıyor elleriyle gözlerini…

Bitince hârice nakliyle gasli, tekfîni,

“Bâkî”*’ye gitti şehîdin vücûd-i fânîsi;

“Harem”de kaldı, fakat rûh-i câvidânîsi 

——-

*Bâkî: Medine mezarlığı. Tihâme: Mekke

**İtaliklenen mısralar,  Sümeyye Elif Sülûk’ün takımı Çağla Keni, Burcu Özcan, Esma Çakırbey  ve 2004 6-B’si ile paylaşılan Ömer Karaoğlu ezgisi (”bağlama”lı dersler) anısına…

HÂLÂ MI BOĞUŞMAK?

Sen! Ben! desin efrat, aradan vahdeti kaldır,

Milletler için işte kıyamet o zamandır.

Mâzîlere in, mahşer-i edvârı bütün gez:

Kanûn-ı ilâhî, göreceksin ki, değişmez...

……..

Bambaşka iken her birinin ırkı lisânı,

Ahlâkı, telakkîleri, iklîmi, cihânı,

Yekpâre kesilmiş tutulan gâye için de,

Vahdetten eser yok bir avuç halkın içinde!

Post üstüne hem kavgaların hepsi nihayet;

Hâlâ mı boğuşmak? Bu ne gaflet, ne rezalet!

“Hürriyyeti aldık!” dediler, gaybe inandık;

“Eyvah, bu bâzîçede  bizler yine yandık!”

Cem’iyyete bir fırka dedik, tefrika çıktı:

Sapsağlam iken milletin erkânını yıktı.

“Turan İli” nâmıyla bir efsane  edindik;

Efsane, fakat gaye!” deyip az mı didindik?

Kaç yurda veda etmedik artık bu uğurda?

Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda!

 1918.

Yorumlar

Yorum: seda selin kuzu
Tarih: 14 Şubat 2007, 18:05

açıkcası beğenmedim site tamamen kötü dermişiiiiiiiiimmmm süppperrrrrrr bayıldım siteye ama keşke hocam sizin sesinizde olsa sitede önerilerimin kabul edilmesi dileğiyle başarılarınızın devamını dilllllleeeeerim…….

Yorum: BÜŞRA
Tarih: 20 Şubat 2007, 17:20

GÜZEL BİR SİTE HAZIRLAYANLARA TEŞEKKÜR EDİYORUM

Yorum: samet230
Tarih: 21 Şubat 2007, 16:17

Aman Allah İllallah (İlahi)

Seher vakti bülbüller
Nede güzel öterler
Açınca tüm çiçekler
Birlikte zikrederler

Aman Allah illallah
Dertlere derman Allah
Gönüle şifa veren
Lailahe illallah

Akşam olur giderler
Boyun büker çiçekler
Kim bilir ne söylerler
Feryad eder bülbüller

Aman Allah illallah
Dertlere derman Allah
Gönüle şifa veren
Lailahe illallah

Onlarda bütün dertler
Yine de şükrederler
Salat selam söylerler
Beytullaha giderler

Aman Allah illallah
Dertlere derman Allah
Gönüle şifa veren
Lailahe illallah

Yorum: samet230
Tarih: 21 Şubat 2007, 16:18

Sarı Çiçek(İlahi)

Sordum sarı çiçeğe: Benzin neden sarıdır?
Çiçek eydür derviş baba: Ahım dağlar eritir
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Sizde ölüm varmıdır?
Çiçek eydür derviş baba: Ölümsüz yer varmıdır
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Kışın nerde olursun?
Çiçek eydür derviş baba:: Kışın türab oluruz
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Tamuya girer misiz?
Çiçek eydür derviş baba: Ol münkirler yeridir.
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Uçmağa girer misiz?
Çiçek eydür derviş baba: Uçmak adem şehridir
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Gül sizin neniz olur?
Çiçek eydür derviş baba: Gül Muhammed teridir
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Ademi bilir misiz?
Çiçek eydür derviş baba: Adem binde birdir
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Kırkları bilir misiz?
Çiçek eydür derviş baba:Kırklar Allah yâridir
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Rengin kandan alırsız?
Çiçek eydür derviş baba: Ay ile gün nurudur
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Boynun neden eğridir?
Çiçek eydür derviş baba: Kalbim Hakka doğrudur.
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Annen baban varmıdır?
Çiçek eydür derviş baba: Annem babam topraktır
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Sen Kâ’be’yi gördün mü?
Çiçek eydür derviş baba: Kâ’be Allah evidir
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Bahçene girsem nola?
Çiçek eydür derviş baba:Kokla beni geri dur
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Sen sırat’ı gördün mü?
Çiçek eydür derviş baba:Cümlenin ol yoludur
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Gözün niçin yaşlıdır?
Çiçek eydür derviş baba: Bağrıcağım başlıdır
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Sordum sarı çiçeğe: Sen beni bilir misin?
Çiçek eydür derviş baba: Sen Yunus değilmisin
Hak Lâ ilâhe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

Yorum: samet230
Tarih: 21 Şubat 2007, 16:19

Abdest Aldığın Zaman (İlahi)

Dökülür bedede cümle günahlar
Namaz işin abdest aldığın zaman
îkim melek iki yanında durur
Sabah namazım kıldığın zaman

Dahi namazım terketme sakın
İster isen ola imanın bütün
Hak kulum der sana Rasül ümetim
Öğle namazım kaldığın zaman

Gökten yere iner bütün melekler
Meleklere müştak olur felekler
Kabul olur anda bütün dilekler
ikindi namazın kıldığın zaman

Cennet bahçesin! Hak kendi bezer
Şad olur müminler içinde gezer
Kiramen Katibin sevabın yazar
Akşam namazım kıldığın zaman

Bu namazdır müminlerin burağı
Hak teala yakın eder ırağı
Cenneti ala olur anın durağı
Yatsı namazım kıldığın zaman

Ecel yastığına koyunca başın
Dökülür gözünden kan ile yaşın
İman Kur’an olur senin yoldaşın
Azraile canın verdiğin zaman

Yorum: samet230
Tarih: 21 Şubat 2007, 16:21

Ellidört farz

1- Allahü teâlânın bir olduğuna inanmak.

2- Helâl yimek ve içmek.

3- Abdest almak.

4- Beş vakit namaz kılmak.

5- Cünüblükten gusl etmek.

6- Rızkın Allahü teâlâdan olduğuna inanmak.

7- Helâl, temiz elbise giymek.

8- Hakka tevekkül etmek.

9- Kanaat etmek.

10- Nimetlerinin mukabilinde, Allahü teâlâya şükr etmek.

11- Kazaya râzı olmak.

12- Belâlara sabr etmek.

13- Günâhlardan tevbe etmek.

14- Allah rızâsı için ibâdet etmek.

15- Şeytanı düşman bilmek.

16- Kur’ân-ı kerîmin hükmüne râzı olmak.

17- Ölümü hak bilmek.

18- Allahın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak.

19- Babaya ve anaya iyilik etmek.

20- Ma’rûfu emr ve münkeri nehy etmek.

21- Akrabayı ziyâret etmek.

22- Emânete hıyânet etmemek.

23- Dâima Allahü teâlâdan korkup, ferahı (şımarıklığı ve azgınlığı) terk etmek.

24- Allaha ve Resûlüne itâat etmek.

25- Günâhdan kaçıp, ibâdetlerle meşgul olmak.

26- Müslümân âmirlere itâat etmek.

27- Âleme, ibret nazarıyla bakmak.

28- Allahü teâlânın varlığını tefekkür etmek.

29- Dilini, fuhşa âit kelimelerden korumak.

30- Kalbini temiz tutmak.

31- Hiçbir kimseyi maskaralığa almamak.

32- Harâma bakmamak.

33- Mü’min her hâlde, sözüne sâdık olmak.

34- Kulağını münkerât dinlemekten korumak.

35- İlim öğrenmek.

36- Tartı ve ölçü âletlerini, hak üzere kullanmak.

37- Allahın azabından emin olmayıp, dâima korkmak.

38- Müslüman fakirlere zekât vermek ve yardım etmek.

39- Allahın rahmetinden ümid kesmemek.

40- Nefsinin isteklerine tâbi olmamak.

41- Allah rızası için yemek yidirmek.

42- Kifayet miktarı rızık kazanmak için çalışmak.

43- Malının zekâtını, mahsûlün uşrunu vermek.

44- Âdetli ve lohusa olan ehline yakın olmamak.

45- Kalbini, günâhlardan temizlemek.

46- Kibrli olmaktan sakınmak.

47- Baliğ olmamış yetimin mâlını hıfz etmek.

48- Genç oğlanlara yakın olmamak.

49- Beş vakit namazı vaktinde kılıp, kazâya bırakmamak.

50- Zulümle, kimsenin malını yimemek.

51- Allahü teâlâya şirk koşmamak.

52- Zinâdan kaçınmak.

53- Şarabı ve alkollü içkileri içmemek.

54- Yok yere yemîn etmemek.

Yorum: samet230
Tarih: 21 Şubat 2007, 16:22

Kâbe’nin Yolları

Kâbe’nin yolları bölük bölüktür.
Benim yüreciğim delik deliktir
Dünya dedikleri bir gölgeliktir.
Canım Kâbe’m varsam sana
Yüzüm gözüm sürsem sana

Eşim dostum yüklesinler yükümü
Komşularım helal etsin hakkını
Görmez oldum ırak ile yakını
Canım Kâbe’m varsam sana
Yüzüm gözüm sürsem sana

Yorum: samet230
Tarih: 21 Şubat 2007, 16:23

Taleal- Bedru

Taleal- bedru aleynâ
Min seniyyâti-il vedâ
Vecebe’ş-şükrü aleynâ
Mâ deâ lillahi dâ’

Eyyühel meb’usü fînâ
Ci’te bi’l-emri’l muta
Ci’te şerrafte’l- Medîne
Merhabâ yâ hayra da

Ente şemsun, ente bedrun
Ente nûrun âlâ nûr
Ente misbe hassüreyya
Ya habîbi, ya Rasul

Kad lebisnâ sevbe izzin
Ba’de esvâb’r-rika
Ve rada’nâ sedye mecdin
Ba’de eyyâm-id dayâ

Kaalet ahmâru’d-deyâcî
Ku lli erbâbi’l-İslâm
Küllü nan yetba Muhammed
Yenbeğî en lâ yüdaam

Ve teâhednâ cemîan
Yevme aksümne-l yemîn
Len nehûne’l ahde yevmen
Vettehazne’s- sıdka dîn

Leste vallahi neziyyen
Mâ yukasihi’l i-bâd
Meşheden yâ necme emnîn
Zû vebâin ve vidâd

Yorum: samet230
Tarih: 21 Şubat 2007, 16:24

Medineye Varamadım

Medineye varamadım
Gül kokusun alamadım
Muhammede doyamadım
Yaralıyam yaralıyam

Kabenin örtüsü kara
Açtı yüreğimde yara
Bulunmadı derdime çare
Yaralıyam yaralıyam

Hacerül esvedin taşı
Akıttı gözümden yaşı
Bulunmaz resülün eşi
Yaralıyam yaralıyam

Yorum: merve AY
Tarih: 17 Mart 2007, 13:16

cok güzel bir site devamını İSTİYORUZ…

Yorum: OLCAY YILDIRIM
Tarih: 27 Mart 2007, 14:24

Medineye Varamadım

Medineye varamadım
Gül kokusun alamadım
Muhammede doyamadım
Yaralıyam yaralıyam

Kabenin örtüsü kara
Açtı yüreğimde yara
Bulunmadı derdime çare
Yaralıyam yaralıyam

Yorum: yavuz
Tarih: 17 Nisan 2007, 14:50

hocam siteyi açıkçası çok beğendim… süper bir site ya keşke sizin fotoğrafınızda olsaydı..
HELAL OLSUN SİZE HOCAM YA ÇOK SÜPER OLMUŞ

Yorum: iklim
Tarih: 26 Mayıs 2007, 9:26

güzell

Yorum: sümeyye elif sülük
Tarih: 24 Ekim 2007, 20:31

hocam bizleride unutmadığınız için allah sizden razı olsun siz unutulmadınız unutulmamak ümidi ile allah yar ve yardımcınız olsun

Yorum: banu
Tarih: 6 Kasım 2007, 12:47

ozamanların en iyisi olduğuna eminim

Yorum yazın